Buralara Yaz Günü Kar Yağıyor Canım

İstanbul yaz akşamlarında Serdar Ortaç’ın yukarıdaki dizelerini bilinçsizce söylerken ve bir alaka bulamazken, bir gün bu dizeleri Londra’nın harika havası için seslendireceğimi kim bilebilirdi?!

2017 yılına kıyasla çok soğuk geçen 2018 yılının üstüne, yıllar sonra Londra’ya yağan karın ardından nihayet Birleşik Krallık’a bahar geldi. Üzerimizden montları bir atıp, bir geri alma ve bolca hastalanma havalarındayız. Ülkeyi kraliyet düğün telaşı sarmış durumda. Hepimiz her gün bolca Harry ve Meghan haberlerine boğuluyoruz. İşte, “Kraliyetin parası, züğürdün çenesini yoruyor” canım anladınız :)

Konuya tam bir İngiliz gibi havaların durumundan girmişken, daha önce Londra’nın havasından ve insanlar üzerindeki etkisinden hiç bahsetmediğimi fark ettim. Londra, yıl içerisinde 4 mevsimi de yaşıyor aslında fakat sadece 1 mevsimi oransal olarak fazla yaşıyor. Sonbahar’ı :)

Sonbahar etkisinin fazla hissedilmesinden dolayı Londra’nın kasvetli, her daim gri, yağmurlu ve puslu havasını mutlaka duymuşsunuzdur. Açıkçası, biz de her daim kasvetli hava beklentisi ile Londra’ya gelmiştik. Düşük güneş beklentisi ve ilk senenin verdiği gaz ile, insanların neden havadan bu kadar şikayet ettiğine pek anlam veremiyorken, ikinci senemizde vücutta düşen D vitamini ve ilk sene gazının bitmesi ile işler tam tersine dönmeye başladı. Özellikle kıştan sonra, kısa geçirilen bahar ve sonrasındaki sıcak yaz aylarına alışkın Akdeniz insanı için, güneşsiz Londra’ya alışmanın kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Artık Avrupalıların en ufacık bir güneşte neden kendilerini parklara bikinileri ile attıklarını anlıyor ve inanın onlara hak veriyorum. Yılda ortalama 1 ay tatile çıkan gariban(!) Avrupa insanı, azıcık çıkan o güneşte D vitamini rezervlerini doldurma peşinde.

Bense hala bir Avrupalı olamadım!


Londra’nın en güzel ayları kuşkusuz Nisan, Mayıs ve Haziran aylarıdır. Yağmurun az, güneşin bol ve sıcaklığın diğer aylara kıyasla yüksek olduğu zamanlar. Temmuz’da, İnstagram çevresi bronz tenleri ve masmavi sulardaki resimleri ile yazı yaşıyorken Londra’ya sonbahar çoktan gelmiş oluyor. Bahar ayına göre yağmurlar çoğalıyor, hava daha puslu bir hal alıyor. Havanın bu değişken halinden Türk çevrelerinde her bahar yapılan “yazlık-kışlık kaldırma” durumu da etkileniyor. Türkiye’de sıcak hava ayları için alınan kıyafetlerin çoğu burada giyilemiyor hatta kışlıklar dolaplardan asla kaldırılamıyor.


Yazın; yağmurlu ve daha puslu geçmesine rağmen, hem dil kursuna gelen öğrenci sayısından hem de yaz tatiline giren turistlerin gelmesinden dolayı Londra’nın nüfusunda ciddi bir artış oluyor. Tiyatroları ile ünlü olan Londra’da, bilet fiyatları özellikle yaz aylarında daha da yükseliyor ve hızlıca tükeniyor.


Insanların sıra sıra tatile gittikleri ve işlerin daha rölantide geçtiği yaz aylarından sonra Christmas zamanına kadar (Kasım sonu – Aralık sonu) bana göre ısınmamış olan hava daha da soğumaya başlıyor. Biz Türklerin; kış aylarında sinemalara, AVM’lere ve evlere kapandığı sırada Londra’da Christmas etkisi ile vaktinizi buz pistlerinde, Winter Wonderland’da (Londra’nın her yıl Hyde Park içerisinde açılan eğlence parkı) ve Christmas marketlerde (çeşitli yeme, içme, süs eşyası gibi malzemelerin satıldığı marketler) harcıyorsunuz. Aralık ayının ışıl ışıl havasından sonra Ocak ayı hem iş yerlerinde hem de sokaklarda oldukça sakin geçiyor diyebilirim. İnsanlar, Aralık ayındaki koşturmacalarını, Ocak ayındaki durgunlukları ile dengeliyorlar sanırım. Zaten havanın da soğuklu göz önüne alındığında bence çok doğru bir tercih.





Yazımın sonuna gelirken Londra’ya geldikten sonra hava ile ilgili öğrendiğim ve beni şaşırtan iki noktayı paylaşmak isterim.

Birincisi; İngilizler, sohbetlerine havadan bahsederek başladıklarından olsa gerek, havanın durumu ile ilgili bir sürü kelime üretmişler. Bana göre her daim yağmurlu olarak betimleyeceğim hava, onlara göre yumuşak ve yağmurlu olarak ifade edilebiliyor mesela. Hava durumu ile ilgili çeşit çeşit kelime üretmeleri ilgincime gitti açıkçası!

İkincisi ise; alışkanlıktan geliyor olsa gerek, İngilizler Londra’nın havasına bayılıyorlar. Türkiye’deki o sıcak hava onlara inanılmaz bunaltıcı geliyor. Hangi havayı tercih edersin sorusuna tabii ki Londra havası yanıtını veriyorlar. Valla siz şaşırmamış olabilirsiniz ama ben şaşırdım. En azından “Napalım burası bizim vatanımız. Burada doğduk, burada büyüdük. Atsan atılmaz, satsan satılmaz.” yanıtını duymayı beklerdim.

Sonuç olarak; bikini ile hala parklarda güneşlenmesem de hava ile ilgili neredeyse 2 sayfa yazı yazdıktan sonra İngiliz olma yolunda yavaş ve emin adımlarla ilerlediğim söylenebilir, değil mi? :)

Hafif geyik, hafif gerçeklik ile keyifli okumalar!


Sevgiler,

Tuba







Bize dilediginiz zaman ulasabilirsiniz.

© 2023 by Train of Thoughts. Proudly created with Wix.com