Ev, aidiyet ve süreçler

Ailelerle ve arkadaşlarla yapılan birçok vedalaşmanın ardından yolculuk vakti gelmişti. İki kedi ile havaalanı ve uçak deneyimi biraz bizi endişelendirmişti. Fakat bir şekilde daha çok Orçun’nun benim gerginliğimi görmezden gelmesi ve durumu kontrol altına almasıyla, sorunsuz geçti diyebilirim. Uçağımız Stockholm’e indi ve sonrasında eşyaların ve kedilerin olmasından ötürü nihai varış noktamız olan Norrköping’e olan seyahatimiz için araba kiraladığımız alana gitmemiz gerekiyordu. Pasaport noktasından pasaportlarımız ve geçici oturma izin kartlarımızla sorunsuz şekilde geçtik, bavullarımızı alıp arabayı teslim alıp en az iki sene yaşayacağımızı bildiğimiz yeni evimize doğru yola koyulduk. Üç saatlik süren bir yolculuğun sonunda birkaç günlüğüne rezervasyon yaptığımız hostele vardık. İlk işimiz, kediler için kum, tuvalet bulmaktı. Tüm gün tuvalete gitmediklerinden ötürü biraz tehlikeli bir durumdu. Şansımız yaver gitti ve henüz kapanmamış olan bir marketten bulduğum ilk kumu aldım ve market çalışanlarından boş bir koli istedim. Bu çözüm bizi iki gün idare etti. Sonraki birkaç günde yapılması gereken çok şey vardı.

Evi teslim almak için ilk ayın kirasını yatırmamız gerekiyordu. İsveç’te henüz bir banka hesabımız olmadığı için ihtiyacımız olacak ilk miktarı nakit olarak yanımızda getirmiştik. Ertesi gün hemen bir bankaya gidip ilk kirayı yatırmak istediğimizi söyledik. Tabii ki yatıramadık. İsveç’te bankalara elden para yatıramıyormuşuz. En azından bize söylenen buydu. Peki ama para yatırmanın bir yolu olmalı, sonuçta uluslararası öğrenciler geliyor bu ülkeye, banka hesabı açmak kolay bir süreç değil. Öncelikle, vergi dairesinden sosyal güvenlik numarasına başvurmanız gerekiyor, uygun bulunursanız takip eden bir ay içinde numaranız posta adresinize gönderiliyor. Bu sosyal güvenlik numarası aslında İsveç’te yaşamak için en gerekli olan en temel kimlik numarası. Sosyal güvenlik numarası ile çalışmaya başlayabiliyorsunuz, sağlık eğitim gibi hizmetlerden İsveç vatandaşları gibi faydalanabiliyorsunuz. Bazı bankalar bu belge ile hesap açabilirken bazıları İsveç kimliği isteyebiliyor. Bu ayrı bir başvuru süreci gerektiriyor. Peki nasıl çözecektik bu sorunu?

Bankadaki ısrarlı tutumumuzdan sıkılan görevli, sonunda elden para ile ödeme yapabileceğimiz belli yerler olduğunu söyledi. Daha çok bakkala benzettiğim Direkten adı verilen yerlerde belli miktarlara kadar ücreti mukabilinde kira ödemenizi ya da diğer fatura ödemelerini, para transferlerinizi yapabiliyorsunuz. Kimliğiniz bu durumda pasaportunuz, faturanız (evet her ay evi kiraladığınız kurum ödeme için kullanacağınız bir fatura gönderiyor) ile birlikte gidiyorsunuz ve fahiş olmayan bir komisyon karşılığı ödemenizi yapıyor ve ödeme yaptığınızı gösteren belgenin size teslim edilmesiyle süreci tamamlıyorsunuz. Ödememizi bu şekilde yaptıktan sonra, anahtarlarımızı teslim aldık ve evin yolunu tuttuk. Türkiye’den gelmeden önce Google haritalardan uydu görüntüleriyle sokaklarda çokça gezinmiş, evi dahi bulmuştuk. Ama kanlı canlı o sokaklarda yürüyor olmak tabii ki çok farklıydı. Bir yandan hala gerçekten “buradayız”ı kendime hatırlatıyor, diğer yandan hala turistik bir gezideymişiz hissiyatını yaşıyordum. Fakat yapacak çok iş vardı ve düşünmeye, değerlendirmeye az zaman kalıyordu.

Bir sonraki gün IKEA’dan eşyalar gelecekti, evin temizlenmesi gerekiyordu ve kesinlikle boyaya ihtiyacı vardı. Hemen işe koyulduk, temizlik boya ve eşya montajını iki günde bitirdik. Küreselleşen dünyada neyi nereden alacağınızı zaten biliyorsunuz, çok bilinen tüm yapı marketlerden elektronik marketlere kadar her şey var. Dolayısı ile ilk ihtiyaçları gidermekte zorlanmadık.

Orçun’un sayılı günleri hızla geçiyordu, sıra artık biraz etrafı gezmeye geldi. Güzel birkaç gün geçirdikten sonra, veda vakti geldi çattı. Boğazım düğümlendi, eminim bana yansıtmasa da Orçun da benzer şeyler hissetmişti.

Yazıdan da anlayabileceğiniz üzere İsveç’teki ilk günlerin deneyimini anlatırken iletişime dayalı herhangi bir sorundan bahsetmedim. İletişim kurmakta hiç zorlanmadık. Herkes ama herkes İngilizce biliyor ve iletişim kurabiliyor. İlk yaklaştığınızda İsveççe konuşuyorlar ama siz İngilizce cevap verince hemen size ayak uyduruyorlar. Bu açıdan sıkıntı yaşamadım. Ama başka sıkıntılar yaşadım.

Resmi tüm belgeler İsveççe, tüm ilanlar, tabelalar ve menüler İsveççe. Günlük hayat İsveççe, gündem, sokağın ritmi anlamadığınız bir dilde akıyor. Parçası olmayı umduğunuz bütün, sizden yabancı, siz daha da yabancısınız o bütüne. Belli bir süre bu yabancılık hoşuma gitse de bir müddet sonra ne Türkiye’nin gündemine ait ne de buradakine müdahil olamayınca bu maceraya başlamamıza neden olan aidiyet ve kimlik sorgulamaları tekrar su yüzüne çıkmaya başladı. Dil öğrenmenin gerçekten elzem olduğunu fark ettim. Neyse ki okulda dil dersleri veriliyordu.

Orçun gittikten kısa bir süre sonra Türkiye’den çok sevdiğim bir arkadaşım yanıma geldi ve birkaç günlüğüne de olsa konuşacak birilerinin olması ve o tanıdık güven hissi çok iyi geldi. Çünkü hiç düşünmediğim şey Orçun gittikten sonra arkadaş edinene kadar yapayalnız olacağımdı. Hiç unutmuyorum, bir gün Orçun ile geç saate kadar konuşamadık ve o gün boyunca ağzımdan tek bir kelimenin çıkmadığını fark ettim. Çok ağır gelmişti, çenesi düşük ben hiç konuşmamıştım. Konuştuğum günlerde de konuşmam, kahve alırken kasadaki görevliyle konuşmamdan ibaret oluyordu. Dönemin bir an önce açılması ve arkadaş edinmem gerekiyordu. Bu serüven sandığımdan da zorlu geçecekti.

Dönemin açılmasıyla dünyanın farklı yerlerinden gelen 30 kişiyle tanıştım. Arkadaşlık zamanla kendini gösteren bir şey. Ama ilk farkındalığım, bir ülkeye gelmiş olmama rağmen birçok farklı kültürü bir arada deneyimleme şansını yakalamış olmamdı. Farklı kültürler, farklı insanlar ve yeni bir hayat. Yapacak ve öğrenecek çok şey vardı. Ama her şey kendini güvende hissetmekle başlıyordu ve bu hissin tohumları benim için arkadaş edinmeyle başlamıştı. Eklemem gerekiyor ki benimle birlikte bu yeni alana alışmaya çalışan Zeytin ve Limon, yoksunluğunu çektiğim tanıdıklık ve güven hissini hatırlamam da çok yardımcı oldu.

Benim, bizim ve onların hikayesi çok taze başlamış ve henüz kendini inşa etme aşamasında olan bir süreç. Bir yandan hala gelecek planları yapmakta, iş arayışını sürdürmekte diğer yandan İsveç’in bizim için doğru yer olup olmadığını değerlendirmekteyiz. İsveç’te iş bulmanın sandığımız kadar kolay olmadığını görüyoruz. İş teklifi aldığınızda da teklif edilen şartların “ayrıcalıklı” kimliğinizi tepe taklak eden, oralı olmaya çalışırken, oralı olmadığınızı yüzünüze vuran gerçekliğini hazmetmeniz gerekiyor. Ama kolay olmayacağını biliyorduk. O yüzden, pes etmeden devam ediyoruz. Her gün yeni bir imkâna gebe ve açılmayı bekleyen başka bir kapıyı gösterecektir bize. En azından biz o kapıları bulmak için elimizden geleni yapıyoruz. En nihayetinde bu bir serüven ve koşullara göre ona yön vermekten çekinmediğimiz sürece bizi büyütecek ve şekillendirecek olan da yolun ta kendisi. Bizim yapmaya çalıştığımız mevcut koşullarımızı olabildiğince istediğimiz yönde dönüştürmek.

Bu serüvende daha anlatılacak ve paylaşılacak daha çok şey var. Bir sonraki karşılaşmamıza kadar sevgiyle kalın.


Bediz Büke İren Yıldızca

Bize dilediginiz zaman ulasabilirsiniz.

© 2023 by Train of Thoughts. Proudly created with Wix.com