Ev kiralama ve Banka Hesabı Açtırma

Her ülkede ev kiralamak ve banka hesabı açtırmak çetrefillidir. Fakat, Ankara Anlaşması yaparak geldiğiniz İngiltere’de bu durum 5 kat daha çetrefillidir. O halde gelin Ingiltere’de ev ve banka işleri nasil yürüyor ona bakalim!

Aslında sistem basit, fakat dinamikler kendi içinde birbirine bağlı olarak çalışıyor. Banka hesabı açabilmek için sizden öncelikle adresinizi ispat edeceğiniz bir belge (posta adresi, ev kontratı, su ve elektrik faturasi gibi) isteniyor. Ev kiralamak için de ödemeleri yapabilmeniz için bir banka hesabınızın olmasi bekleniyor. Kısaca; ev kiralamak için banka hesabına, banka hesabı açtırmak için de ev kontratına ihtiyacınız var.

Ev kiralama ve banka hesabı açtırma konusunda herkesin farklı ve değişik bir tecrübesi var elbette. Her sene kurallar, yaptırımlar, yönetmelikler değiştiğinden mutlaka İngiltere’ye taşınmadan 6 ay önce, burada yaşayan birinin tecrübesini almanızı tavsiye ederim. Neden mi?! Hazirsaniz anlatmaya başlıyorum :)

Türkiye’de vizemiz değerlendirme sürecinde iken; vizenin çıkması halinde nereden ve nasıl ev kiralayacağımızı araştırdık. Hızlı bir şekilde, Londra’da merkeze yakın bir ev kiralamanın en az 6 aylık peşin para vermekten geçtiğini öğrendik.

Emlakçıların, daha doğrusu ev sahiplerinin en az 6 aylık kira bedelini istemesinin nedeni; bizim gibi ilk defa İngiltere’ye gelenlerin bir kredi geçmişinin olmayışı aslında. Yani, 6 aylık kira ve deposit tutarini karşılayabiliyor olmaniz gerekiyor.

Bu sefer de “Peki, evi bulduk diyelim, parayı nasıl göndereceğiz” diye düşünmeye başladık. SWIFT (bir nevi uluslararasi EFT) ile göndermeyi düşündük ancak bu yöntemle paramiz 4-5 günde transfer edilecekti ve hatırı sayılır miktarda bir parayı da transfer bedeli olarak ödememiz gerekecekti. Bir arkadaşın önerisi ile nakit para ile gelip, Turkish Bank’ta hesap açtırmaya ve parayı oraya yatırmaya karar verdik. Böylece; Londra’ya geldiğimiz zaman hesap açtırabilecek, nakit paramızı bankaya yatırabilecek ve böylece SWIFT masrafından da kurtulmuş olacaktık. “Aynen de böyle oldu. Bir sonraki günde evimize yerleştik” demeyi ben de çok isterdim ama tabii ki işler bu kadar kolay olmadı. Biz, Türk milleti olarak hayatta kalmak için koşuşturmak üzerine programlanmışız resmen :)

Londra’da Airbnb evinde tedirgin geçirdiğim ilk geceden sonra (okumayanlar icin link burada) nakit paralarımızı bir an önce bankaya yatırmak için hesap açtırmaya gittik. Turkish Bank’ın Turnpike Lane’de olan şubesinde aldık soluğu. Kuzey Londra’da bazı Türk bölgeler var ki İngilizlere turist gözü ile bakılıyor. Bu bölge de öyle sayılır. Bankaya girdik herkes Türkçe konuşuyor. Ben küçük çaplı bir şok geçiriyorum tabii. Hesap açtırmak istediğimizi söylediğimizde bizi içeride bir odaya aldılar. Bizimle ilgilenen hanımefendi geçen sene bankacılık regulasyonlarınin değiştiğini, ev adresi olmayan hiç kimseye hesap açamadıklarını, mutlaka ve mutlaka elektrik ya da su faturası gibi bir adres kanitinin olması gerektiğini söyledi. Bizim bütün plan oracıkta yattı mı?! Asla! Türkte çare tükenir mi?! Neyse ki gelmeden önce Ankara Anlaşmalı olmayan bir arkadaşımızdan rica ederek, oturduğu evin su faturasına eşimin ismini yazdırmıştık. Böylece ilk günden bir adres kanitimiz olacak ve herhangi bir bankada hesap açtırabilecektik. Tek sorun vardı ki, su faturası 1 ay geçmiş olmasına rağmen gelmemişti. Bu sebeple biz de fatura gelene kadar ev bakma adımına geçmeye karar verdik.

Haftasonu “Rightmove” ve “Zoopla” uygulamalarını telefonlarımıza indirdik. (Bu arada bu iki uygulama İngiltere’deki en çok kullanılan ev arama siteleri). Arkadaşlardan, bina önlerinde bulunan kiralik tabelalarının çoğunun güncel olmadığını, en hizli yöntemin bu iki uygulamadan ev bakıp, emlakçıdan randevu alip, gidip görüşmek oldugunu öğrendik.

Cumartesi ve Pazar günleri aklımızdaki semtlerde ev bakmaya başladık. Airbnb evimizin süresinin kısıtlı oluşundan, ev bulmak için maximum 3 günümüz vardı.Kiralama işlemleri de 2 gün sürse bir sonraki hafta sonu evimize taşınmamız gerekiyordu. Aksi halde yeniden Airbnb’den ev tutmamız gerekecekti ve bu bize çok pahalıya mal olacaktı. 10 günlük Airbnb evi kiralaması, 1 aylık kira bedeline eşitti çünkü. Pazartesi günü ilk emlakçı randevumuzu aldik. Asla unutmuyorum, saat sabah 10’daydi. Neyse gittik, bulduk evi. Jilet gibi bir çocuk bizi bekliyor. Merhaba dememizle çok çok ağır bir İngiliz aksanına mağruz kalmamız bir oldu. Bişilerden konuşuyoruz, sonradan anladım ki havadan konuşuyormusuz. Meğerse İngilizler bayılıyormuş havadan konuşmaya. Havadan dediysek hava durumundan J Bütün bir pazartesi günü ev gezdik. Eşimle hüsranlar içerisindeyiz. Evler çok pis, eşyalar çok kötü kullanılmış, çoğu evde bulaşık makinası yok. Evet, çoğu evde bulaşık makinası tesisati bile yok. Evlerin küçük olduğunu zaten duymuştuk ancak bu kadarini biz de beklemiyorduk acikcasi. Evler ne kadar merkeze yakınsa metrekareleri de o oranda düşüyor diyebilirim. Semtlere göre de fiyatlar çok değişiyordu elbette. “Ev bulamayacak mıyız acaba” diye başladım stres olmaya. Kimle konuşsak bize “üç güne degil kiralamak doğru düzgün ev bulmak bile hayal” diyordu. “Efendim biz şu kadar haftada ev kiraladık”, “Yok efendim internet bağlantısı 1 ayda geldi”, “Banka hesabını 2 ayda açtırdık”, “İngiltere’de herşey yavaş işler” falan filan.

Hem soğuk havanın etkisi hem de baktığımız evleri beğenmeyişimizin getirdiği stres ile çok yorulduk, eve geldik. Hani derler ya ölmüşüz gömenimiz yok diye, işte o hesap. Bir yandan da ev bakmaya, randevu almaya devam ediyoruz ancak matematiksel olarak listemizde bulunan semtlerdeki evleri gezecek günümüz yok. Bu durumdan yola çıkarak; en çok gezindigimiz Airbnb evimizin yakınlarından ev bakmaya karar verdik.

Zamanimiz tükeniyordu, yani bugün evi bulmamız şart olmuştu. İlk randevu 09.30’daydi. Gideceğimiz yere yürürken bir evin önünde emlakçı tabelası gördüm. Dışı çok güzel gözüküyordu, sokağın başındaydı ve metroya 2 dakika mesafedeydi. Onur tabeladaki numarayi aradı ama çok da umudumuz yoktu açikcasi. Neyse ki ev boşmuş ve en önemlisi evde bulaşık makinası varmış. 2 saat sonra evi gezmek için emlakçiyla buluştuk. Üç katlı Victorian tarzi bir binanın ikinci katı olan daireye adimizi attik. “Aman allahım, ilk görüşte aşk!” Ev tertemiz. Ev sahibi evi yeni satın almış ve yaptırmış. Eşyalar yepyeni, banyosu geniş, evin geneli bembeyaz ve oldukça sade. Her sey güzel ama fiyat beklentimizin üstünde. Biraz düsündükten sonra kapora vererek ev sahibi ile pazarlık aşamasına geçmek istedik. Noel zamanı sebebiyle normale göre daha az ev olmasina rağmen müşteri az olduğundan fiyat indirimi alma olasılığımız daha fazlaydı.

Emlakçıya geçtik, kaporayı vereceğiz. Ben çantadan çıkarıp hemen vericem parayı, o noktadayım yani. Emlakçı demez mi “Bankadan kaporayı gönderebilirsiniz şu an”. Tamam da bizim hala banka hesabımız yok! Su faturası da gelmedi! Bankalardaki gişeden parayı hesaplarına yatırmayı teklif ettik fakat sadece banka transferini kabul edebildiklerini söylediler. Su faturasını bekleyecek halimiz de kalmamişti artik. Kaporayı veremezsek evi her an başkası tutabilirdi (Londra’da evler çok hızlı kiralanıyor gerçekten). Airbnb süresi azalıyordu. SWIFT de 4-5 gün aliyordu, geç kalacaktik. O da olmazdi. Peki nasıl çözecektik bu işi?


Devamı haftaya :)

Tuba

Bize dilediginiz zaman ulasabilirsiniz.

© 2023 by Train of Thoughts. Proudly created with Wix.com