Kontrol delisi olmak ya da olmamak: listeler ve zamana karşı savaş

Burs haberini aldığım anı çok net hatırlıyorum. Birkaç hafta öncesinde okula kabul aldığımı öğrenmiştik, fakat gidip gidemeyeceğimizin şartı bursu kazanmama bağlı olduğundan, çok büyük bir sevince sebep olduğunu söyleyemeyeceğim. Bir saha görevi dönüşü havaalanına gitmek için iş arkadaşımla taksideydik. Her saha görevinde olduğu gibi fiziksel ve zihinsel olarak yorucu bir gün olmuştu ve bir an önce evde beni bekleyen iki ev arkadaşıma kavuşmak için can atıyordum. O kadar yorulmuştuk ki takside çıt çıkmıyordu. Otomatik olarak sosyal medya hesaplarını kontrol ettim, mailleri güncelledim. İtiraf etmeliyim ki bu hareketler sanki beyincikten gelen sinyallerle gayriihtiyari gerçekleşiyor bazen. Dolayısı ile her zaman neye baktığımı ya da ne gördüğümün %100 farkında olmayabiliyorum. İşte bu sefer de öyle oldu. Onlarca reklam mailinin arasında bir mail vardı. Maili açtım okudum, hiçbir şey algılayamadım. Olumlu bir şeyler vardı ama olmuş muydu gerçekten? Telefonu arkadaşıma verdim, ondan okumasını ve ne dediğini söylemesini istedim. İş yerinde böyle bir şeye giriştiğimden haberi olan birkaç kişidendi, kesinleşmeden kimseye bir şey söylemek istememiştim. Cevabı: “Bediz e olmuş, kazanmışsın bursu!” oldu.

Haberi aldıktan sonra işler ciddiye binmeye başlamıştı. Bundan önceki süreç okul ve burs başvuru sürecinden ibaretti ve görece hızlı ve kolay geçmişti. Fakat sonucu öğrenmem nisan ortasını bulmuştu ve dersler ilginç bir şekilde ağustos ortasında başlıyordu. Ortada ne resmi giriş belgelerimiz ne bir ev vardı. Dünyanın en planlı insanı değilim, ama bu tip ciddi işlerde “liste” insanıyım. Tabii ki birçok liste yaptım. Ama söylemeliyim ki bir Monica Geller değilim, havalı klasörlerim yok. Birkaç tane Word ve Excel dosyam oldu süreçte. Yapılması zaruri ve belli zaman takvimi olan işlerin takibinde çok yardımcı olduğunu söylemem gerekir. Orçun’un işinden ötürü çoğunlukla şehir dışında olması, bir takım kağıt işlerini benim yapmamı gerektirdi, ve uzun stresli telefon konuşmalarıyla zorlu bir süreç yaşadık diyebilirim. Diğer yandan aslında bizi zorlayan şey ise Orçun’un da hemen benimle gelip gelmemesi konusuydu. İşi dolayısı ile rotasyonlu çalışıyor ve belli sürede bir Ankara’ya geliyordu. İşini bırakıp gelmeli miydi? Ama öyle olursa benim alacağım burs ile geçinmemiz mümkün olur muydu? İş bulması garanti değildi ve bu büyük riski almalı mıydık? Bu konu ayrı bir yazıyı hak ediyor. O yüzden ayrıntıya girmeden aslında söylemek istediğim noktaya geleyim, verilmesi gereken çokça karar vardı. Her karar tek başına büyük bir değişimin kendisiydi.

Demem o ki başka bir ülkede yaşamaya karar vermek, sonradan vereceğimiz kararların sadece ilkiymiş. Bu verilecek kararları beynimizin arkasında beklemeye alırken, yapılacaklar listesinde yol almaya devam etmek gerekiyordu. İsveç Dış İşleri Bakanlığı’na bağlı Swedish Institute’ten (SI) burs aldığım için vize/ oturum izni süreci bizim için daha kolay geçti. Biraz bahsetmek gerekirse, İsveç’e 6 ayın üzerindeki üniversite eğitimi için gidiyorsanız oturum izni almanız gerekiyor. Oturum izni için de eğitim içinse, kabul belgeleriniz; birçok ülkede olduğu gibi okul ücreti ve yaşam masraflarını karşılayabildiğinizi gösteren banka dökümü ve sağlık sigortası gerekiyor. Söylemem gerekir ki İsveç’in göç kurumunun websitesi’nde her türlü bilgiyi bulmak mümkün. Dolayısı ile statünüze göre ne tip belgeler gerektiğinden tutun da ne kadar bütçeniz olması gerektiğine kadar her türlü bilgi mevcut. Güzel kısmı ise başvuruyu online yapıyor olmanız. Tüm belgeleri basitçe taratarak sisteme yüklüyorsunuz ve eğer açıklama ya da ek belge talebi olursa size hızlıca mail atıyorlar ve karşılıklı bu süreci yönetiyorsunuz.

Bizim İsveç maceramız benim eğitim atılımımla başladığından, oturma iznine de eğitim statüsünde başvurduk. İsveç birkaç sene önce kalifiye iş gücü çekmek adına, eğitim için alınan oturma izinlerine çalışma izni de tanımlamaya başlamış. Dolayısı ile aldığımız oturma izni ile eğer iş bulursak çalışma imkânımız da olacaktı. Fakat buradaki kritik nokta İsveç’e iş bularak gitmiyorsanız, eğitim için geliyorsanız geçici oturma izni alabiliyorsunuz ve bu oturma izni en fazla bir yıllık olarak veriliyor. Benim kabul aldığım program iki yıllık olduğu için uzatmaya başvurmam gerekecekti. Şanslıydım ki SI’ın bursiyeri olduğum için başvuru ücreti ve sağlık sigortası yapmam gerekmiyordu çünkü bunlar SI tarafından bana sağlanmıştı. Eşitlikçi bir devlet olmasıyla kalbimi kazanmış bir devlet olarak, bu oturma ve çalışma izninden “partners” yani hayat arkadaşlarınız da faydalanabiliyor. Evliyseniz, evlilik cüzdanını paylaşmanız, sizinle gelecek kişinin yaşamı için gerekli miktarın güvence altına alındığını göstermeniz gerekiyor. Yani evet burs sadece bir kişinin yaşamını karşılamaya yettiğinden, ek bir birikimin olduğunu ikinci kişinin adına bir banka hesabından göstermemiz gerekiyordu. Yine stresli bir süreç sonrası bunu kanıtlayan bir banka dökümü ve başvuru için gereken tüm resmî belgelerin yeminli tercümesi ile başvuru sürecini tamamladık. Artık oturma izni için beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktu. Ama listede yapılması gerekenler her gün artıyordu.

Okula kabul aldıktan sonra, bir webinar’a davet edildim. Bu webinar’da okul ile ilgili bilgiler, kalacak yer bulma gibi pratik yaşamsal ayrıntılar paylaşıldı ardından sorulara geçildi. Webinar’a ek olarak okuldan birkaç tane de gerçekten yardımcı olduğunu söyleyebileceğim bilgilendirici mail aldım. Sonuç: İsveç’te ev bulmak gerçek bir mücadele. Sosyal devlet olmasından ötürü, yerel yönetimlerce yönetilen ve kiraları çok uygun olan konutlar mevcut olmakla birlikte, arz talebi karşılamakta yetersiz kaldığından çok fazla rekabet var. Sistemin çalışma prensibi üye olduğunuz gün başına puan biriktirmenize dayanıyor. Mesela ilanlardan bir ev beğendiniz, ilgilendiğinizi belirtiyorsunuz, hemen karşınıza kaç kişi aynı daire ile ilgileniyor ve bu ilgilenenler arasındaki en yüksek puan nedir görüyorsunuz. O da ne? Sistemde 4000’den fazla puanı olanlar var. “Kaç yıldır sistemdesiniz sevgili İsveçliler? Ben nasıl ev bulacağım? Daha sisteme bile üye olamadım” gibi türlü endişeler üşüşmüştü başıma.

Üye olmak zorluydu çünkü diğer tecrübelerimin aksine site İsveççeydi ve Google translate ile üyelik sürecini tamamlamama izin vermiyordu. Gerçekten tüm bir akşamımı çok basit bir işlem olan siteye üyelik için harcadım, en son bilgisayarı camdan dışarı atacak kadar sinirlendiğimi hatırlıyorum. Ama yaşı kemale ermişlikle böyle bir harekette bulunmadım ve tüm sinirimi sesli olarak söylenmek suretiyle iki ev arkadaşıma ve telefonun diğer ucundaki Orçun’a yönelttim..Şanslı olduğum konu, öğrenci olarak gidecek olmamdan ötürü öğrenciler için ayrılan ve İsveç dışından gelen öğrencilere öncelik tanıyan bir sisteme dahil olmamdı. Yine de eğer seçme şansımın olmasını istiyorsam, yerel yönetimlerin belirlediği kurumların yönettiği portallara üye olmam gerekiyordu. Üye olmayı başardıktan sonra mevcut konutlara bakmaya başladım. Üye olduğum portalda hem bildiğimiz aile tipi konutlar hem de öğrenci konutları mevcuttu. İki tipten de ev kiralayabilirdim. Fakat kira tutarlarının, sadece benim bursumdan oluşan mevcut bütçemizin üstünde olmasından ve buna ek olarak sistemden kazandığım puanın herhangi bir eve talip olmama bile yetmemesinden ötürü; öğrenci evlerine bakmaya başladım. Başladım başlamasına ama bir kısmı Türkiye’deki yurt mantığına benzer ya sadece size özel bir odanın yanında mutfak ile banyo-tuvaletin ortak alanda kullanımınıza sunulduğu konaklama alanları ya da görece biraz daha büyük banyo-tuvaleti içinde bulunan ama mutfağı ortak alanda mevcut, yaklaşık 10-15 metrekarelik öğrenci odaları vardı. Portaldan mevcut öğrenci konutlarının tümüne ait bilgilere erişebiliyorsunuz, ama bu tabii ki beğendiğiniz konutta boş yer olacağı anlamına gelmiyordu. Koşullarım 20’li yaşların başlarında olan öğrenciler gibi değildi. Her şeyden önce ev arkadaşlarımın da bizimle gelmesi gerekiyordu çünkü onlar ev arkadaşından öte çekirdek ailemizin bireyleriydi. Beni, ilk başta birkaç ayda bir gelecek olan Orçun’u ve iki kediyi barındırabilecek bir eve ihtiyacımız vardı. Yanımızda iki kedi ile birlikte gideceğimizden ve aslında gideceğimiz küçük şehirde de çok fazla hostel bulunmamasına ek turistik mevsimde olmasından ötürü airbnb’den de uygun fiyatlı ev bulamadığımızdan, Türkiye’den çıkmadan evin bulunmuş olması gerekiyordu. Bütçemiz ve dahası Orçun’nun İsveç’teki vakti sınırlıydı. Sistemden bir şey yapamayacağımı anlayıp, kurum görevlilerine durumu anlatan bir mail attım ve her şey bir anda çorap söküğü gibi çözülmeye başladı. Tüm bunların etkisiyle stresli geçen birkaç ay kendini daha heyecanlı bir sürece bıraktı. Gerekli olan depozitoyu ilgili banka hesabına SWIFT işlemiyle aktardıktan sonra sözleşmemizi yaptık. Kirayı her ayın başında yatırmamız gerektiği için, Norrköping’e vardığımızda ödeyebilecektik. Ev demeye bin şahit isteyen, 25 metrekare 0+0 ama içinde banyosu ve küçük bir mutfağı (!) olan bir daire için sözleşme yapmıştık. Tabii ki bu başarının bir de olumsuz yanı olmalıydı: daire eşyasızdı. Evi canlı canlı görmemiş olmamıza rağmen, ölçeklendirdiğimiz krokisi ile İsveç devi IKEA’dan varacağımız tarihlerde teslim almak üzere eşya siparişi verdik.

Tüm bunlar olurken bir yandan da yanımızda gelecek iki kedi için bir dizi evrak ve izin işlemleriyle uğraştık ki bu belki de başka bir yazının konusu olmalı. Tüm evrak işlerimiz tamamlanırken belki de duygusal olarak en çok yoran ve zorlayan işten ayrılmak, sevdiklerini geride bırakacak olmanın ağırlığıyla yüzleşmekti. Her ne kadar başka yerde yaşamak için yola çıktıysak da henüz iş bulmamış olmaktan ötürü, Orçun’un temelli olarak henüz benimle gelemeyecek oluşu bu gidişi belirsiz ve sonrasında da bizi yoracak ve ayrıcalıklı statümüzün aslında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha görecektik.

Ama tüm bunlardan önce ilk gidiş, ilk gün ve alışma dönemine değinmek gerekli sanıyorum. O zaman bir sonraki yazıda görüşmek üzere diyelim mi?

Bediz Büke İren Yıldızca

Bize dilediginiz zaman ulasabilirsiniz.

© 2023 by Train of Thoughts. Proudly created with Wix.com