Londra'da Ilk Gun

24 Kasım 2016 Perşembe. Öğretmenler günü. Her saniyesini, her anını çok net hatırlıyorum.

Öğlen saatlerinde Atatürk havalimanından kalkacak tek yön biletli uçağımız için Anadolu yakasından çıkışımızı yapmadan önce evimizle, yıllarca yaşadığım sokağımla, canım semtim Koşuyolu ile vedalaştım. Her gün işe gitmek ve işten dönmek için geçtiğim, her geçtiğimde manzarasından bir saniye bile kaçırmak istemediğim, Sultanahmet manzarası mı yoksa ikinci köprü manzarası mı daha güzel diye düşündüğüm Boğaz Köprüsünden geçerken camı açtım ve havayı içime çektim. O sıra aklıma İstanbul’a ilk geldiğim zamanlar, senelerce biriktirilen anılar ve en önemlisi aklıma bu şehirde ne kadar eğlendiğim geldi. İstanbul’da ikinci kere doğmuş, hayatıma yepyeni arkadaşlıklar katmış, yirmili yaşların tecrübelerini edinmiş ve koskoca bir 12 sene geçirmiştim. Şimdi Londra’da üçüncü kere dogma ve otuzlu yaşlarımda yepyeni tecrübeler ve arkadaşlıklar edinme vaktiydi.

Havalimanına bizi uğurlamaya kimsenin gelmesini istemedik. Vedalaşmayı sevmiyorum. Gidene mi daha zor, kalana mı asla bilemediğim bir durum. Sanki bir tatile gidiyormuşuz da maksimum 1 haftaya dönecekmişiz izlenimi ile son kontrollerimizi yapıp uçağımıza geçtik. Ne kadar heyecanlı ve içimin kıpır kıpır olduğunu şu an bile hissedebiliyorum. Uçak kalktıktan sonra Onur’a döndüm ve “Gerçekten gidiyoruz” dedim. En güven veren hali ile elimi tuttu ve en sıcak gülümsemesi ile bana baktı. Konuşmadan anlaşabilmek ne güzel şey…

Heathrow havalimanı Londra merkeze en yakın havalimanından biri ve oldukça kalabalık. Upuzun bir pasaport kuyruğuna girdik. Sanırım 1 saat kadar sonra pasaport kontrolünü geçtik. Hola, içerdeyiz!!!!!

Londra’ya gelmeden önce metro haritasını ve biletlerini, telefon hattı ve nerede kalacağımızı araştırmıştık. Faydalı bilgi 1: Havalimanındaki telefon hattı satan otomatik makinalardan birinden Three (3) marka, içerisinde belli miktarda konuşma, internet ve mesajlaşma paketi olan hattı aldık. Hatta en yüksek internet paketi olanı tercih ettik çünkü iki kişi birlikte internet kullanacaktık. Faydalı bilgi 2: Metroya girmeden metro kartımızı yani Oyster kartımızı alıp içerisine belli bir miktarda para yükledik. Günlük, haftalık ya da aylık gibi belirlenmiş ulaşım biletlerini tercih etmedik. Oysterlar metroda ve otobüslerde geçiyor. Bazı trenlerde de geçiyor ama trene binmeden önce teyit etmekte fayda var. Metro haritası için de appstore’da yer alan “Citymapper” ve “TubeMap” uygulamalarını indirdim. Hala da sadece ikisini kullanıyorum. Faydalı bilgi 3: Londra’daki kalıcı ev bulma sürecimizi hesaba katarak otel yerine merkeze yakın bir yerden Airbnb vasıtasıyla 10 günlük bir ev kiraladık. Airbnb evimiz Hammersmith istasyonuna çok yakın bir yer olan Goldhawk Road semtindeydi. Bu bölgeler, Londra haritasında Batı Londra tarafında bulunmaktadır. Havalimanından yaklaşık 45 dakikalık bir metro yolculuğundan sonra Airbnb evimizin ev sahibi tanıştık. Londra’da ilk karşılaştığımız kişi; Almanya doğumlu, Fransa aşığı ve Londra’da yaşayan bir film yapımcısı idi ve o an bilmesek de kendisi ile bir hafta kadar sonra komşu olacaktık.

Yurtdışında ilk gün için daha mükemmel bir başlangıç olamazdı sanırım. Evin sahibi; konuşkan, kibar, güleryüzlü biriydi hatta bize şahane bir kahve de ikram etti. Ev, tam bir film yapımcısına yakışır şekilde oldukça değişik tasarlanmıştı. İlk etapta bazı objelere alışmam zor olduysa da süreci kabussuz bir şekilde atlatabildim. Evden bazı resimleri paylaşmak isterim :)



(Evin her köşesinde bir cansız manken ile karşılaşabilirsiniz. Tuvalet kapısının arkasındaki bu küçük cansız manken kız gibi)

Çok yorgunduk ama herşey daha yeni başlıyordu. Elimizde yapılması gerekenlere ait bir liste vardı ve oldukça uzundu. Enerjimizi, Duracell pilleri gibi yeniden doldurmak için uzun bir uykuya daldık.

Londra’da ikinci günde görüşmek üzere :)


Bize dilediginiz zaman ulasabilirsiniz.

© 2023 by Train of Thoughts. Proudly created with Wix.com